Fotogram.org - Fotoğraf Adına Ne Varsa

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

YOSHITO MATSUSHIGE

AddThis Social Bookmark Button


Hiroşima'nın tanığı fotoğrafçı yoshima Matsushige.

Hiç kimse acının ve ölümüm dramatik görüntüsünü aynı şekilde hayal edemez. Rus Dimitri Baltermantz, savaşı Dostoyevskiyan bir trajedi olarak gördü. Edward Streichen, savaşı, ”hayli çalışmış atletlerin madalyalar için yarıştığı spor olimpiyatları” gibi fotoğrafladı. Alman Richard Peter, savaşı, kendisinin de memleketi olan Dresden’in molozlarla örtülü büyük bir mezarlık olarak simgeleşmesinde gördü. Savaş, Japon foto muhabiri Matsushige için ise, “çıplak, yanmış ve kararmış saçlarıyla atom çağının doğduğu korkunç yerde kör ve başıboş dolaşan bir Japon”dur.

6 Ağustos 1945 günü Hiroşima’da hava çok sıcak ve bunaltıcıydı. Japon siviller,Midorimachi’nin kenar mahallelerinde iç çamaşırlarıyla kahvaltı sofralarında oturuyorlardı. Günlük “Chugoku Shimbun” gazetesini foto muhabiri Matsushige ise bir mindere tembelce uzanmış sigarasını içiyordu.

" Tertemiz bir gökyüzü vardı. Her şey o kadar sakindi ki, neredeyse savaşta olduğumuza inanmayacaktım. Seyrettiğim yerlere iki saat sonra atom bombası atılacağı aklımın ucundan geçmedi. Kimin geçerdi ki? O gece 00.30'da hava saldırışı olabilir uyarısı verildi. Epey bekledik, o arada uyumuşum, ama hiçbir şey çıkmadı. Ben de bisikletimle yola koyuldum, şatonun oradan manzarayı seyrettikten sonra gazeteye gittim. Çok erken olduğu için kapalıydı. Uzak olmasına rağmen kahvaltı için eve gitmeye karar verdim. Bisikletle döndüğüm için terlemişim."

Sürmeli kapılar açıktı ve saat 07.45’i gösteriyordu.

Matsushige, birdenbire kendisini dışarı fırlatan dev bir yumruk gibi bir basınç hissetti. Deprem gibiydi. Gürleme birkaç saniye daha devam etti.

"Tam tişörtümü çıkardım, büyük bir flaş patladı sanki. Her şey, her yer bembeyaz oldu, hiçbir şey göremez oldum. Öyle kavurucu bir rüzgar ortaya çıktı ki, vücudumun üst kısmına sanki binlerce iğne batırılıyor gibi geldi."

Matsushige, başını kaldırıp baktığında apartmandaki bütün camların, pencerelerin, aynaların, şişelerin, bardakların kısacası herşeyin paramparça olduğunu gördü. Hissettiği ilk şey yanma duygusuydu. Derisi, cam kıymıklarıyla kaplanmıştı.

Matsushige, karısıyla birlikte evlerinin dışındaki sebzelik alana kaçtı. Yenilgi ve ölümcül sessizliği hissettiler. Güneş gökyüzünden kaybolmuştu. Gök simsiyahtı. Kuşlar gitmiş ve Hiroşima kalın bir bulut tamakasının ardında kaybolmuştu. Midorimachi’ye sessizce sokulan siyah duman “ölüm örtüsü” gibiydi. Matsushige henüz radyoaktivitenin ne olduğunu bilmiyordu.

"Gazete ve sık sık gittiğim karargah, atom bombasının düştüğü yere (hipomerkez) 900 metre mesafedeydi. Sonradan öğrendiğime göre, bomba hipomerkezin bir kilometreye kadar çevresindeki her şeyi yıkmış, canlıların yüzde 99'unun ölümüne yol açmış. Evim hipomerkezden 2.7 kilometre uzaktaydı."

Foto muhabiri Matsushige, bir saat sonra evine geri gitti ve fotoğraf makinasını aldı. Şehrin merkezine doğru yol almaya başladı.

“Yıkım, savaş boyunca günlük yaşamın bir parçasıydı ve o an ilk düşündüğüm şimdiye kadar yaptığım gibi fotoğraf çekmek oldu.”

Matsushige, yalnızca bir kutu filme sahipti. Savaş ortamında fotoğraf malzemeleri de pirinç, balık gibi karneyle dağıtılıyordu.

"Komşuların evleri bir garip geldi bana. Sonra kendi evime baktığımda onun da diğerlerinden farklı olmadığım gördüm. Tam bu sırada gazeteden bana ihtiyaç duyabileceklerim hissettim. Karım komşuların yanına gitti, ben de kent merkezine nasıl gideceğimi düşünerek yürüdüm. Hipomerkeze bir kilometre kala il binası ve çevresindeki binaların yandığını gördüm. Mecburen başka bir rotadan kent merkezine gitmeyi denedim. Olmadı, yine aynı yere geldim. Sanırım iki saat olmuştu. İnsanlar itfaiyenin önünde yemek sırasındaydı. Öğrenciler ve gençler ise yangının daha fazla yayılmaması için harabe haline dönen evleri tamamen yıkıyordu."

Foto muhabiri, 2 saat boyunca ölü bir şehrin içinde sürünür gibi dolaştı.

“Karşılaştığım insanlar tuhaf bir şekilde kayıtsız, dalgın ve aşırı yorgun gözüküyorlardı.”

Hiç kimse, Matsushige fotoğraf çekerken bakmadı ve kafasını kaldırmadı.

O gün Hiroşima’da çekilen fotoğraflardan biri atom bombasıyla çekildi. Fotoğrafçılık tarihindeki en inanılmaz savaş fotoğrafı, bir japon’u yakıp kül eden ve hatta küllerini bile geriye bırakmayan ateş topu tarafından ortaya çıktı. Bu alev topunun bir evin duvarına yansıyan gölgesi, tarihin en inanılmaz fotoğrafı oldu.

Matsushige’nin çektiği fotoğraflardan yalnızca beş tanesi geriye kaldı. Diğerleri, radyoaktif kirlilikle birlikte mahvoldu.

Matsushige, filmini geceleyin, ayışığı altında evinin duvarllarının arkasında banyo etti. Fotoğrafları geliştirici banyodan çıkardığında gözlerine inanamadı. Sanki bıçakla çizilmiş gibiydiler, gri ve gerçekdışı görünüyorlardı. Foto muhabiri Matsushige, “Gördüklerim öylesine korkunçtu ki, kendimi toprağa gömülmüş gibi hissettim” diyordu. “Gözlerim, gözyaşlarımdan buğulanmıştı ve lenslere yeterince odaklanamıyordum.”

"Fotoğraf çekmek zorundaydım, ama insanları öyle görmek ve bir şey yapamamak çok zor geliyordu. Herhalde yarım saat tereddüt ettim. Sonunda çektim. Tamamen yanmışlardı. Hem ağlıyor, hem çekiyordum. Hepsi 'Su ver' diye yalvarıyordu, ama ortada bir damla su yoktu."

Matsushige, kent merkezine ulaşabilmek için havuzun yanından geçerken suyun büyük kısmının buharlaştığını ve kavurucu sıcaktan bunalan birçok insanın havuzda ölü halde yattığını gördü:"Sanırım o ilk sıcakta kendilerim havuza atarak kurtulmaya çalıştılar, ama havuz suyu da ısınınca hiç şansları kalmadı ve öldüler. Merkeze yaklaştıkça ölü sayısı hızla artıyordu. Sıcak yüzünden yangın çıkmış ve insanlar yanan binaların altında kalmışlardı. Her yerden dumanlar yükseliyordu.Hiroşima’yı olaydan sonra gösteren Matsushige’nin fotoğrafları dünyanın sonunun fotoğraflarıdır ! Ağlayan, bitkin kalabalıklar,arkalarından elbiseleri ve soyulmuş derileri sarkan insanlar ve yürüyen bu cesetlere bisküvi dağıtan polis memuru Tokuichi Fujita (soldaki fotoğraf). “Fotoğraflar kanıt olarak kullanılan parmak izleri gibidirler. Foto muhabiri, sanki kağıdı bu kurbanların üzerine bastırmış da onların çıkardığı izi gösteriyor...”

İlk yabancı muhabir, bu korkunç olaydan ancak bir ay sonra, 3 Eylül 1945’te şehre girebildi. Bu muhabir Londra’da yayınlanan Daily Mail’den Wilfried Burchett idi. General MacArthur, Hiroşima’dan uzak tutmak için gazetecileri başka savaş alanlarına götürmüştü. Burchett, Hiroşima’ya kendi olanakları ile gelmişti ve harap olmuş bu şehirdeki radyoaktif zehirlenme hakkındaki ilk haberlere imza atmıştı. Hiroşima’nın görüntüsü, O’na tüm şehrin üzerinden geçen ve yolundaki herşeyi ezen “büyük bir buhar silindirini” hatırlattı.

Amerikalı yöneticiler aynen Prens Albert’in William Russel’in Kırım Savaşı tanıklığında olduğu gibi Burchett’in tanıklığına da yadsımalarla tepki gösterdiler. Bir ordu sözcüsü, Tokyo’daki bir basın toplantısında, radyoaktif hastalık gibi bir şeyin olduğunu inkar etti. Manhattan Projesi’nin patronu Leslie Groves, radyoaktivite hakkında konuşulanların tamamen saçmalık olduğunu açıkladı. Amerikalıla, bir yıl sonra bile Hiroşimalılara karşı giriştikleri soykırım suçunu inkar etmeye çalışıyorlardı. Japon foto muhabiri Matsushige, 1946 Temmuz ayında Amerikan karargahına çağrıldı ve fotoğraflarını “geri çekmesi” istendi. Fotoğrafları, “halkı çok fazla sarsacak ve şok edecek “niteliktelerdi.

Amerikan vatandaşlarının, yalnızca, ordunun “zafer işareti” olarak düşündüğü atom bombasının mantar bulutlarını görme izni verildi...


Kaynaklar:
** "Images Of War - 130 Years Of War Photography" - Rainer Fabian ve Hans Christian Adams
** Milliyet Gazetesi muhabiri Utku Çakırözer'in 6 Ağustos 1996 tarihli Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan aynı konulu haberi.

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile