Fotogram.org - Fotoğraf Adına Ne Varsa

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 1
ZayıfMükemmel 

GERDA TARO

AddThis Social Bookmark Button

Gerda Taro 1911 yılında dünyaya geldi ve 1937 yılında çok genç yaşta başarılı bir fotoğrafçı olarak hayata veda etti. Tarihin en önemli fotoğrafçıılarından biri olan Robert Cape ile yaşadığı gerçek sevgi ve aşk Robert Cape' in ‘Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım! Artık Gerta’yla beni sadece kazma kürek ayırabilir.’ dedikten sonra gerçekten de öyle oluyor ve bir savaş sırasında öldürülen Gerta daha sonra Robert Cape'in hayatından kazma ve kürekle ayrılıyor.

Gerçek adıyla Gerta Pohorylle 1 Ağustos 1911’de Almanya Sttutgard’da Yugoslav yahudisi olarak doğdu. Eğitimini tamamlamak için İsviçre yatılı okulunda 1 yıl geçirmesinin ardından Sttutgart’ taki işletme okuluna katıldı. Bu sırada üçüncü dili için İspanyolcayı seçti. On yedi yaşındayken ailesiyle Liepzig’e yerleşti. Burada Ticaret Meslek Lisesine gitti ve sekreterlik öğrendi. Rus sevgilisi sayesinde de solcu politikalarla ilgilenmeye başladı.

1933’te bir gün kardeşleri Karl ve Oskar Pohorylle Leipzig’te bir dükkanın çatısından Anti-Hitler broşürlerini sokağa savurdular. Yapılan SA baskını sonucu kardeşler saklanmayı başarırken Gerta yakalandı, gözaltına alındı. Bu olaydan sonra Almanya’yı terk etmek zorunda olduğunu biliyordu 1933’ te Paris’e vardı ve daha sonra bir daha kardeşlerini ve ailesini görmedi.

1933 ve1934 yıllarında Liepzig’teki arkadaşlarının çoğunun Paris’e gelmesiyle Gerta ve Ruth da çok geçmeden eski çevrelerine kavuşmuştu. Cafe Capulade’nin mudavimi olmuşlardı. Bu cafede kendileri gibi  antifaşist gayeleri taşıyan kişilerle tanıştılar. Bu insanların arasında Almanya’daki Sosyalist İşçi Partisi ve onun kardeş partisi İspanya POUM’un bağlantısını kuran hatta sonrasında bakan da olan ve nobel barış ödülü alan  Willy Brandt de vardı.

1934 Eylül ayında Andre Friedmann (Robert Capa) isimli bir fotoğrafçı, aldığı bir reklam işi için bir park sırasında oturan mavi gözlü, Germen görünüşlü bir kızın fotoğrafını çekmesi gerekiyordu. Birgün Andre Friedmann La Coupole’da arkadaşlarıyla içki içerken Ruth Cerf’i gördü, aradığı kızın o olduğunu düşündü ve yanına gidip kendini tanıttı. Ve ondan Montparnasse’de bol ağaçlıklı bir parkta bir saat kadar poz vermesini istedi. Ruth teklifi kabul etse de henüz tanıştığı bu adamla yalnız kalmak istemediği için oda arkadaşı Gerta ‘yı da yanında getirdi. Bu tesadüf sonucu Gerta ve Andre hayatlarının en büyük aşkı olacaklardı.

O yaz Andre, Gerta, Willy Chardack ve onun tıp fakültesinden arkadaşı Raymond Gorin’le beraber Cannes’ın birkaç mil açığındaki Sainte-Marguerita adasında kamp kurmaya karar verdiler. Demir Maskeli Adamın yattığı söylenen zindanın kalıntıları yanında kamp kurdular. Andre ile Gerta işte o yaz güneşlenirken, yüzerken ve yıkıntıları keşfederken birbirlerine gerçekten aşık oldular. Güneşten bronzlaşmış dört arkadaş Eylül başlarında Paris’e döndüler. Andre akıl hocası ünlü fotoğrafçı Kertesz’e heyecanla şöyle diyordu: ‘Hayatımda hiç bu kadar mutlu olmamıştım! Artık Gerta’yla beni sadece kazma kürek ayırabilir.’

Andre birkaç küçük iş ayarlamıştı, Gerta da yazdığı haberleri İngilizce, Fransızca ve Almanca’ya çeviriyordu. Çok az kazansalar da beraber çalışmak onları heyecanlandırıyordu, Andre Gerta’ya da fotoğraf çekmeyi öğretiyordu. Çok geçmeden Eyfel Kulesinin yakınlarında tek odalı modern ama ucuz bir dairede birlikte yaşamaya başladılar.

Andre ve Gerta çok sıkı çalışsalar da hala kazandıkları para yeterli gelmiyordu. Ajanslar, editörler çektikleri fotoğraflara çok para vermiyorlardı. Onlar da bir plan yaptılar. Robert Capa adında zengin ve başarılı bir Amerikan fotoğrafçı yaratmaya karar verdiler. Andre fotoğraf çekecek, Gerta da bunları Capa adlı adamın eserleri diyerek editörlere pazarlayacaktı. Bu hile ilk başlarda işe yaradı. Gerta, Fransız editörlere fotoğrafların tanesini 150 franktan aşağı vermiyordu ki bu normal fiyatın neredeyse üç katıydı. Bu fotoğrafların hayat kavgası veren göçmen Andre Friedmann’ın işi olduğunu bilseler 50 frank bile vermezlerdi. Gerda da bu arada kendisine aynı derecede kozmopolit bir takma ad almıştı. Bundan sonra Gerta Pohorylles değil de Gerda Taro olacaktı. Bu adı Paris’te yaşayan genç Japon ressam Taro Okamoto’dan esinlenerek seçmişti. Bu adın yazılması ve hatırlanması kolaydı, zengin bir çağrışım yapıyordu, ayrıca bu isim o yıllarda şöhretinin zirvesinde olan ‘Greta Garbo’yu çağrıştırmaktaydı. İkili bundan sonra yollarına Robert Capa ve Gerda Taro olarak devam ettiler ve tarihe bu isimlerle iz bıraktılar.

İspanya İç Savaşı başlayınca Capa ve Gerda bir ekip olarak İspanya’ya gitmeye karar verdiler. Gerda da bir süredir fotoğrafçılık yapıyordu ve sadece resim altları yazarak değil, tam bir ortak gibi çalışmaya hazırdı. Bir Leica’yla bir Rolleiflex makineleri vardı. Capa Leica’yı, Gerda da Rolleiflex’i kullanacaktı. Gidişleri Lucien Vogel sayesinde oldu. Lucien Vogel bir grup gazeteciyi uçakla Barcelona’ya götürecek, onlar da ülkeye dağılıp Vu’nun özel sayısı için iç savaşı izleyeceklerdi. Vogel, Capa ile Gerda’yı da bu sefere davet etmişti. Uçuş bir felaketle sonuçlandı. Mekanik bir arıza yüzünden uçak bir tarlaya zorunlu iniş yapmak zorunda kaldı. Kaza sonucu Vogel ve gazetecilerden birinin kolları kırıldaysa da Gerda'yla Capa'ya birşey olmamıştı. Savaşın başlamasından iki buçuk hafta sonra, 5 Ağustos'ta Barcelona'ya vardılar. Capa'yla Gerda Barcelona'dayken sokaklarda ve kafelerdeki insanları, barikatlar üzerinde oynayan çocukları ve el konmuş arabaların sokaklardan hızla geçişini görüntülediler.

Kentte on gün kadar geçirdikten sonra resmi bir basın arabası temin ederek Aragon Cephesine gittiler. Ağustos ortalarında dağlık Aragon bölgesinde bir pat durumu meydana gelmişti ve durum bir yıldan fazla süre de öyle devam edecekti. Savaş, çoğu geceleri olan ve bu sebeble fotoğrafçıların işine yaramayan küçük küçük çatışmalara dönüşmüştü ve cephenin büyük kısmında hiçbir hareket yoktu.

Capa'yla Gerda, yakınlardaki Huesca cephesinde milisleri sığınaklarda, makineli tüfekler ve toplar başında , hatta savaş çok durgun geçtiğinden yakınlarındaki kolektifleştirilmiş çiftliklerde çiftçilere yardım ederken görntülediler.

Bir hafta sonra Aragon cephesinden ayrılarak o sırada büyük tehlike içinde olan Madrid'e yöneldiler. İsyancı uçakları henüz fazla vermeseler de bombardımana başlamışlardı. Kent kendini ihtimallerin en kötüsüne hazırlamaktaydı. Gerda'nın çektiği ve işçilerin Cibeles çeşmesi üzerine bir kovan gibi tuğladan bir kubbe ördüklerini gösteren fotoğraf, bu durumu gayet güzel özetlemektedir.

Capa'yla Gerda, cumhuriyetçilerin zaferlerini görüntülemek istemelerine rağmen Guadarrama cephesi durgundu. Ancak bir cepheden gayet cesaret verici haberler gelmekteydi. Ağustos'un ikinci yarısında Madrid hükümeti, Cordoba'yı faşistlerin elinden almak için bir saldırı başlatmıştı. Cumhuriyetçilerin zaferini görüntülemek istiyorlarsa cordoba cephesinde olmaları gerekiyordu.  5 Eylül günü Cerro Muriano'ya vardılar.

Franco'nun ordusu on gün sonra Alcazar'daki faşistleri kurtardı. Faşistlerin zaferi Cumhuriyetçi saflarda büyük bir karamsarlığa yol açtı. Cumhuriyetçiler burayı tutamazlarsa Madrid'de ne yaparlardı? Madrid düşerse Cumhuriyet de onunla birlikte çökmeyecek miydi?

Capa'yla Gerda bu gelişmelerden umutsuzluğa kapılarak , Eylül'ün son haftasında Barcelona yoluyla Paris'e dönmüşlerdi. Birtek Cumhuriyetçi zaferi görüntüleyememişlerdi ve bundan böyle de artık zafer omayacak gibiydi. Ancak böylesine cesaret kırıcı durumdan kendilerine bir derece kişisel başarı getirecek fotoğraflarla dönmüşlerdi.

Her ikisi de savaş fotoğrafçısı olma yoluna girmiş olsalar da, İspanya'daki durumun oraya dönmeye değmeyecek kadar umutsuzlaştığını düşünüyorlardı. Capa Paris'teyken birkaç iş yapmıştı, bu sıralarda Regards 15 Ekim sayısının arka kapağında, yoldan çıkmış kızların trajik kaderleri yazısını resimlemek için Capa'nın çektiği yandaki Gerda fotoğrafını kullanmışdı. Zamanın dergicilik dürüstlüğü ancak bu kadardı. Capa, Gerda ve arkadaşları bu resme büyük bir şaka gibi baktılar.

Capa, Gerda'yı almadan Madrid'e döndü. Franco'nun ordusu, 6 Kasım'da Madrid eteklerine geldiğinde halk umudunu tamamen kaybetmiş durumdaydı. Savunma için fazla bir hazırlık yapılmamıştı. Cumhuriyetçiler küçük ve kötü donanımlıydı, kentin düşüşü kaçınılmaz görülüyordu. Ancak son anda birkaç önderin teşviki ile Madridlileri fanatikçe bir dürenme kararlığına itti. 7 Kasım'da çarpışmalar başlayınca sivil ve asker tüm cumhuriyetçiler, en ileri teknolojili Alman makineli tüfeklerine kaba saba av tüfekleriyle karşılık verdiler. Dünyanın dört biryanındaki antifaşistlerin gözünde Madrid direnme savaşı, destansı bir hüviyete büründü. Madrid düşerse İspanya Cumhuriyeti de sona erecekti.

Ama kent ayakta kalırsa Madrid, 'faşizmin mezarı' olacaktı. 17 Kasım gecesi faşist hava baskınları Madrid'i tam bir cehenneme çevirdi. Yüzlerce insan öldüğü ve ağır yaralandığı halde Madridlilerin morali bozulmamıştı, aksine hava baskınları kararlılıklarını güçlendirmişti. Sokaklar kurtarabildikleri birkaç eşyayı yüklenmiş insanlarla dolmuştu. Capa tekrar Paris'e döndü, ve birsüre sonra Gerda'yla Madrid'e gittiler. Fakar Madrid'in düşmeyeceği kesin gibi görülüyordu. Onlar da Malaga çevresinden kaçanların sığındığı Almeria'ya yöneldiler.

Faşistler 8 Şubat'ta Malaga'yı almışlar, sivil halkın direnişiyle karşılaşmak istemedikleri için Almeria'ya bir kaçış yolu bırakmışlardı. On binlerce insan çoğu yayan olarak eşyalarını yüklenip bu 5 günlük yola çıkmışlardı. Gündüzleri güneş altında yanıyor, geceleri soğuktan donuyorlardı. Çok az yiyecekleri vardı, çoğunun ayakkabısı giyilemez hale gelmişti. Yol kenarları açlık ve bitkinlikten yığılıp kalan insanlarla doluydu.

Gerda, mültecilerin görüntülerine yoğunlaştı. Yaşlı kadınlarla çocuklar, battaniyeler ve çuvallar üzerinde birbirine sokulmuşlardı. en küçük çocukların yüzünde bile umutsuzluk vardı.

Capa, 2 Mart'ta Gerda'yı Almeria'da bırakıp Paris'e döndü. Gitmesinin sebebi Paris'teki akşam gazetesi Ce Soir için kadrolu fotoğrafçılığın ona teklif edilmiş olması idi. O sıralar da Capa ve Gerda'nın arası pek iyi değildi. Capa Gerda'yı hala sonsuz bir sevgi ile seviyordu ama Gerda, çalışmalarıyla tanınıp daha fazla mesleki bağımsızlık istedikçe birbirlerinden ayrı geçirdikleri zamanlar artmaya başlamıştı. İlişkilerindeki  değişikliğin en büyük kanıtı, fotoğraflarına vurdukları damgadır. İlk başlarda Gerda'nın fotoğrafları da Capa'nın adıyla yayınlanmaktaydı. Gerda'nın hem buna hem de Capa Madrid'e kuşatmayı izlemeye giderken kendisinin Paris'te kalmasına içerlemişti. Ancak Şubat'ta birlikte yaptıkları işler için 'Photo: Capa&Taro' diye damga yaptılar, Mart'tan itibaren Gerda'nın çektiği fotoğraflar 'Photo:Taro' damgalıdır, ondan sonra CeSoir ve Regards'ta yayınlanan fotoğrafları da bu adla çıkmıştır.

Capa en çok da Gerda'nın ona verdiği bağımsızığı seviyordu. Tehlikeli bir göreve gideceğinde Gerda onu önlemeye kalkışmadığı gibi o da onunla beraber gidiyordu. Capa'yı kısıtlayacağı yerde onu riske girmeye teşvik ediyordu ve birlikte çok esaslı işler çıkarıyorlardı.

1937 ilkbaharında Capa'nın Gerda'ya evlenme teklif etmiş ve Gerda da bu teklifi reddetmiştir. Özgürlüğünü kısıtlamayacak bir sevgi ihtimali sunduğu için Capa Gerda'yı öncesinde ve sonrasında hayatına girmiş tüm kadınlardan daha çok sevmiştir. Ancak sorun da Gerda'nın sevgiden çok özgürlük sunmasıydı ve Capa hayatında bir kere olsun sahiplenmek istiyordu, Gerda da bunun üzerine daha fazla direniyordu.

Gerda çok geçmeden arkadaşlarına Capa ile sevgili değil, yakın arkadaş olduklarını söylemeye başladı. Bir buçuk yıllık aşka hayatından sonra Capa istememesine rağmen, ilk tanıştıkları zamankine benzer bir ilişki içine girmişlerdi. Şimdi yakın arkadaşlığın dışında zaman zaman ortaklık yapıyor, kimi zaman birlikte yolculuk yapıp, çalışıyorlardı.

Kuşatmanın en yoğun bombardımanını yaşayan Madrid'de Carabanchel semtinde sokak çatışmalarında gerilla taktikleri kullanan dinamiteros'ların aşağıdaki fotoğraflarını çekti.

24 Haziran'da Çapayev taburunun Penarroya yakınlarındaki karagahına vardılar ve orada birliğin siyasi komiseri Alfred Kantorowicz ile karşılaştılar. Kantorowicz, Valencia otellerinde hep şık giyinmiş olarak gördüğü Gerda'yı tanımakta zorluk çekti. Kadının üstünde şimdi "pantolon, kızıl saçları üzerine çekilmiş bere ve belinde zarif bir tabanca" vardı.

Bir polonya birliğinin gündüz siperlerine yaklaşılması güç olduğu için filme alınmamalarından (Capa'yla o zaman March Of Time isimli belgesel için kamera kaydı da yapıyorlardı) hayal kırıklığına uğradıklarını duyunca Gerda, Kantorowicz'in günlüğüne yazdığına göre şöyle yazmıştı:

"hiçbirşeye aldırmadan makinesini omzuna attı ve güpegündüz 180 metre ilerideki sipere koştu. Peşinden birkaç yürekli kişi daha koşmuştu. Siesta zamanı olduğundan faşistler uyuyor olmalıydılar. Herşey yolunda gitti. Gerda Taro, siperin tümünü ve ikinci bölüğün askerlerini görüntüledi. Askerler onları geri hatların güvenliğine dönmek için akşamı beklemeye zor ikna ettiler."

Sonrasında Capa, resimleri satmak ve filmleri teslim etmek için Paris'e döndü. Gerda, Madrid'de kalmıştı. Capa bir daha Madrid'e asla dönemeyeceği gibi Gerda'yı da bir daha sağ olarak göremeyecekti.

Gerda, Uluslararası Yazarlar Birliği Kültür Korunması Kongresi için (Kongre 4 temmuz'da Valencia'da açıldı, ayın 6'sında üç gün için Madrid'e gidildi, sonra Valencia'ya dönüldü, oradan Barselon'ya ve ve kapanış oturumu için Paris'e taşınıldı) Ce Soir'in muhabirlerinden biri olarak İspanya'da kaldı. Fakat iki haftalık toplantı henüz yarısında iken, editörlerine telgraf çekerek Madrid'in batısında yeni başlayan Cumhuriyetçi saldırısını izlemek için izin istedi ve istediği izni aldı.

Gerda, başkente vardığında Alianza de Intelectuales Antifascistas Esponnolas'ın kalabalık merkezine yerleşti. Eski bir saraya yerleşmiş Alianza'nın başında şair Rafael Alberta ile karısı Maria Teresa Leon vardı. Her ikisiyle de dost oldu. Aynı zamanda kan nakli biriminin siyasi komiseri Ted Allan'la da yakınlaştı. allan, Gerda'ya aşık oldu. Zaten Madrid'deki yabancı muhabirlerin çoğu Gerda'ya aşıktı. Fakat Gerda kimse ile ilişki peşinde değildi, bağımsızlığının ve saygın bir fotoğrafçı olmanın tadını çıkarmaktaydı.

Ölümünden sonra kaleme alınanlara göre Cumhuriyetçi subaylar onun sıcaklığı, çekiciliği, cesareti ve herkese yaydığı neşesinden söz etmişlerdi. Askerlerin taktıkları lakapla 'La Pequena Rubia' (Küçük Kızıl Kafa) her cephede sevinçle karşılanırdı. Bir çocuk sanılabilecek kadar ufak tefek ve neşeli Gerda'nın varlığı muhtemelen askerlere herşeyin o kadar da kötü olmadığını düşündürürdü.

Gerda Brunete'ye 12 temmuz'da vardığında evler hala yanıyor, sokaklardan tanklar geçiyor ve cumhuriyetçiler ev ev dolaşarak kalan faşist keskin nişancılarını arıyorlardı. Bu bölgede çok şiddetli çatışmalar yaşanmış, ortalık ezbahaya dönmüştü. Geda, Brunete'de mesleğiin en dramatik fotoğraflarını çekti ancak basında en çok yankı uyandıran fotoğraf, bir çarpışma fotoğrafı değildi. bu resimde üç cumhuriyetçi asker , üzerinde 'BRUNETE' yazan bir tabelanın olduğu duvarın önünde durmaktaydı. Bu fotoğraf Cumhuriyetçilerin kasabayı ele geçirdiklerinin reddedilemez kanıtıydı. Bu fotoğraflar Regards'ta da yayınlandı.

Gerda, ertesi hafta cepheye arkadaşı Claud Cockburn ile döndü. Gerda, Cockburn'e şöyle demişti:"Tek bir saldırıda öldürülen tanıdığımız iyi insanları bir düşününce, hala yaşıyor olmanın haksızlık olduğu gibi saçma bir düşünceye kapılıyor insan"

Capa, Madrid'den ayrılırken 'March Of Time' belgeseli için kullandıkları kamerayı Gerda'ya bırakmıştı. Gerda büyük bir heyecanla kendini film projesine verdi. Cockburn, Faşistlerin büyük bir karşı saldırı başlattıkları 22 Temmuz için şöyle yazıyordu:

"Gerda tüm gece film üzerinde çalıştıktan sonra cephede en esaslı görüntüleri alacağına inandığı noktaya erişmek için kamerayı yüklenmiş olarak on üç kilometre koştu. O gece Alianza'ya yorgunluktan bitkin bir halde dönünce, 'Yarın biraz daha iyi görüntüler almak için sabah altıda kalkacağım' dedi"

24 Temmuz sabahı faşist birlikler Cumhuriyetçiler korkunç bir şiddetle Brunete'den söküp attılar. Fakat öğledensonra toplanan Cumhuriyetçiler, Brunete'ye tekrar saldırarak akşama doğru durumu lehlerine çevirdiler ve gece de süren çatışmalardan sonra köyün büyük kısmını yeniden ele geçirdiler. Birgün sonra Paris'e gitmeyi planlayan ve son olarak birkaç esaslı poz çekmek isteyen Gerda, ertesi sabah Ted Allan'la beraber tekrar Brunete'ye doğru yola çıktı. General Walter'ın karargahına vardıklarında, Gerda'nın generali önceden tanımasına rağmen, general onlara hiç iyi davranmadı. Gerda o gün mutlaka çarpışma görüntüsü çekmek istese de General hemen o bölgeden çıkmalarını emretti ve beş dakika sonra kıyametin kopacağını bildirdi.

Ted Allan, generalin sözünü dinlemeye hazır olsa da, Gerda'nın öyle bir niyeti yoktu. Onu kendisiyle yakınlardaki bir tepedeki pek de derin olmayan siperlere gitmeye ikna etti. Faşist uçakları saldırıya geçtiler, sonraki bir saat içinde attıkları bombalar sığındıkları sipere çok yakın yerlere düşmeye başladı. Gerda bu arada durmadan fotoğraf çekiyordu. Uçaklar makineli tüfek ateşine başladı, uçaklardan biri muhtemelen Gerda'nın kamerasının güneşte parladığını farketti ki hemen üstlerinden geçti. Bu arada Ted Allan telaşlanmaya başlamıştı ama Gerda soğukkanlılığını koruyor, Allan'a alışacağını söylüyordu. Gerda'yla Allan, Villanueva de la Canada'ya kadar yürüdükten sonra General Walter'ın arabasını gördüler ve el salladılar. Arabada general yoktu ama üç yaralı vardı. Gerda, kameralarını içeri attı ve Allan'la arabanın yan tarafındaki basamaklarına atladılar. Gerda hayatının en iyi fotoğraflarını çektiğinden emindi, Madrid'e dönünce bunu bir şişe şampanya ile kutlayacak, sabaha da Paris'e dönecekti.

Birden önlerine kontrolünü kaybetmiş bir Cumhuriyetçi tankı çıktı. Arabanın sürücüsü hemen direksiyonu kırdı ama geç kalmıştı. Tank arabaya yandan çarparak Gerda'yla Allan'ı parçaladı. El Escorial'daki amerikan sahra hastanesine kaldırılan Gerda hemen ameliyata alındı. Ömrünün kalanını topallayarak geçirecek de olsa kurtulacağını sanmışlardı ama olmadı. Gerda 29 Temmuz pazartesi sabahı saat 6'da öldü.

Gerda söylediği gün Paris'e gelmeyince Capa Alianza'yı arayıp onun neden gelmediğini sormak istedi ama Alianza'da kimse Gerda'ya ne olduğunu bilmiyordu. Ertesi gün aldığı gazetede şöyle bir manşetle karşılaştı:

30 Temmuz Cuma günü Madrid ve Valencia çiçekleriyle örülü tabut, Austerlitz Garı'na vardı. Paris'e gelmiş olan Gerda'nın babası İbranice dualara başlayınca Capa o kadar duygulandı ki, onu oradan uzaklaştırmak zorunda kaldılar.

Tabut Gerda'nın yirmialtıncı doğumgünü olan 1 Ağustos Pazar sabahı Pere-Lachaise Mezarlığı'na götürüldü. Kominist parti Gerda'yı anti-faşist şehidi ilan etmiş ve çelenkler, müzik ve binlerce insanla gösterişli bir tören düzenlemişti. Capa ağlıyordu, gerçekten de kazma kürek şimdi kendisini hayatında en çok sevdiği kadından ayırıyordu. Capa yıkılmıştı. Gerda'yı ölümüne sebep olan mesleğe sokmakla ve songününde yanında olamamanın suçluluğuyla kendine işkence ediyor, deli gibi içiyordu. Arkadaşları intihar edeceğinden şüpheleniyorlardı.

Gerda yaşarken özledği şöhrete ölünce kavuştu. Bir kahraman gibi son zamanların Jean Darc'ı olarak anılıyordu. Gazeteler haftalarca onun ölüm haberlerini ve savaştaki kahramanlığını ve titizliğini yazdılar. Ölümünden sonra o kadar tanınmıştı ki, 1938'de bir Philadelphia sakız şirketi, paketlerinde 'Modern Savaşın Gerçek Hikayeleri' adını verdiği seride kartlardan birini Gerda'nın ölümüne ayırmıştı.

Capa, daha sonra New York'a gidip burada İspanya İç Savaşı fotoğraflarından oluşan kitabı 'Death in the Making' kitabını hazırladı. Kitabı 'Bir yıl İspanya cephesinde bulunan ve sonsuz dek orada kalan' Gerda'ya ithaf etti.

 

Yararlanılan kaynak: www.arkapencere.blogspot.com

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile