Fotogram.org - Fotoğraf Adına Ne Varsa

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 12
ZayıfMükemmel 

HALUK ÇOBANOĞLU

AddThis Social Bookmark Button

FOTO ŞİPŞAK’IN ÖLÜMSÜZ SERÜVENİ...

“Manipüle edilmiş ya da tasarlanmış fotograflar beni hiç ilgilendirmiyor. Önceden tasarlanmış fotografları çekenler yanısıra birde görüntüyü keşfedip yakalayanlar var.  Benim için fotograf makinası bir eskiz defteridir. Bir sezgi ve kendiliğindenlik aracıdır, -hem sorgulayan hemde yargıya varan bir anın egemenidir.”

H.Cartier-Bresson, Türkiye ziyaretinde Ara Güler’in kendisine taktığı “Şip Şak” lakabını sanırım çok beğenmişti. Belkide  önermesinin, en nihayet   doğulu bir dilde özlü bir şekilde  ifede edilebildiğini düşünerek için için sevinmişti.

Hayatı boyunca  sıradışı,eşşiz anların peşinde koşan Henri Cartier-Bresson kendiside fotografları gibi sıradışı bir yaşam sürdü.

1908’de Fransa’da  zengin bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesinde Fransız ihtilalcileri olduğu söylenir. Öğrenimini Lise’de terk etti. Önce Ressam Andre Lhote’nin öğrencisi oldu. 1930’larda ise yoğun olarak fotograf ve sinema ile uğraşmaya başladı. Fotografçı olarak Meksika’ya gitti. ABD ‘de Paul Strand ve Fransa’da  J.Renoir’a sinema asistanlığı yaptı. 1937’de İspanya’da Cumhuriyetçilerin safında “yaşamın zaferi” adlı belgesel filmi çekti.

2.Dünya savaşı arefesinde orduya katıldı.Fransa’nın işgalinde esir düştü.1943’te üçüncü denemesinde esir kampından  kaçmayı başardı. Direnişçilere katılıp, savaşın sonunun belgelenmesine öncülük etti.

1946’da New York’ta Modern Sanatlar Müzesinde ilk büyük sergisini açtı.

1947’de H.Cartier-Bresson arkadaşları Robert Capa, G.Rodger,D.Seymour ile birlikte  basın sektöründeki kirlenme ve tekelleşmeye karşın,fotograf ajansı (kooperatif) Magnum’u kurdular. Bu oluşum ile ajans üyesi haber fotografçılarının, konularını ve “müşterileri” ni özgürce  seçebilmesi birinci amaçları oldu.

1948-1966 yılları arasında Dünyanın her yerinde  aktif fotografçı olarak Magnum için  çalıştı.1968’de Türkiye’ye geldi,dönüşünde “Türkiye’den izlenimler”adlı bir sergi açtı.1970’lerden itibaren resim’e geri döndü, nadiren fotograf çektiği söylenir oldu.

“Fotograf doğuşundan bu yana hiç değişmedi.Yalnızca teknik yönden değişime uğradı, bu da temelde beni ilgilendirmiyor.”

H.Cartier-Bresson sadece siyah-beyaz fotograflar çekti. Hemen hemen bütün fotograflarını “normal” objektiflerle gerçekleştirdi.

Öyleki yarattığı tarz nedeniyle, Leica markasının yaygınlığını direkt olarak etkilemiştir. Bresson için fotograf çekildiği anda bitmiştir,sonradan kadrajlanamaz. Ona göre fotograf; sadece çekimlerden oluşur.  Bresson’un fotograf baskıları  başkaları tarafından yapılmıştır. Gençlik yıllarında aldığı resim ve sinema dersleri , fotografları üzerinde çok etkili oldu. Sağlam ve çabuk kompozisyonlardan oluşan unutulmaz kareleri ile kendisinden gelen tüm fotografçıları etkilediğini,söylemek abartı sayılmaz.

“Benim ilgilendiğim kadariyle fotograf çekmek başka anlatım yollarından farklı olmayan bir algılama biçimidir. Fotograf çekmek bir çığlık atmadır,kendini özgürleştirmenin bir yoludur. Kendi özgünlügünü kanıtlamak yada onaylatmanın yolu değildir. Fotograf çekmek bir yaşam biçimidir.”

Sadece görüneni anlatmakla yetinmeyen H.Cartier-Bresson ve Magnum ajansı fotografçıları, görünenin ardındaki hikayeleri anlatan foto-röportajları ile birer öncü olup,kendi ekollerini yarattılar. O  zamana değin ve halen sadece “çarpıcı” ve “farklı” anları yakalamaya çalışan günlük basın’ın ve onun foto muhabirlerinin anlayışından farklı olarak; kalıcı ve “klasik” olarak nitelenen fotograf “serileri” oluşturdular. Kendilerini mesleki bir  zanaatkar olarak gören Magnum fotografçıları “cari”  sanat ve sanatçı tanımlamaları ile yaptıkları iş’in niteliği arasındaki mesafeyi korudular.

“Dünya’ya  bir anlam verebilmek için insan vizörden bakarak çerçevelediği şeyle içli dışlı olmalıdır.Bu tavır; konstrasyon, bir zihinsel disiplin,duyarlılık ve bir geometri duygusu gerektirir. Fotograflar konuya ve kendine en büyük saygıyı gösterip,çekilmelidir.”

H.Cartier-Bresson ,  2.Dünya savaşında esir kampında,İç savaş’ta İspanya’da ve yaşamı boyunca hep direniş ruhunu korudu.

Toplumsal dönüşüm projeleri ve dünya’yı değiştirme çabaları onun için hep özel önemini korudu. İnsan ruhunu özgürleştirmeye yönelen ve baskıya uğrayan her tür düşüncenin yanında yer aldı. 1954’te SSCB’ne davet edildi, fotograf serileri yaptı. Son yıllarında toplumsal projeleri olmayan genç insanları eleştirmesi ile dikkat çekti.

“Son olarak, başarmak ne demek.Yaşamayı başarmak,ölmeyi başarmak. Başarmak.”

Başardı. Acaba yitip giden,eşsiz anların fotografçısı Bresson,  Rumi’nin “ Hayat bir an’dan ibarettir” deyişini hiç duymuşmuydu?

YAZI: Haluk Çobanoglu

CUMHURIYET GAZETESI