Fotogram.org - Fotoğraf Adına Ne Varsa

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfMükemmel 

HALUK ÇOBANOĞLU

AddThis Social Bookmark Button

O FOTOĞRAFLARI KİM ÇALMIŞTI?

2006 yılında, İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Kulübü) ana teması “kent, kaos ve büyü” ola 1. İstanbul Fotoğraf Bienalinde; bir serginin seçicisi ve yürütücüsü olmam istendiğinde, hemen Kabul ettim. Çünkü sergi, İstanbul’da bir şehir hatları vapurunda gerçekleştirilecekti. Bana gore sergi mekanının doğallığı; çoğunluğu hayatı boyunca hiç bir fotoğraf sergisine gitme imkanı bulamamış, şehir sakinlerinin ayağına kadar, kayda değer bir etkinliği taşıma fırsatı yaratıyordu. Uluslararası arenada çalışan altı seçkin fotoğrafçının işlerinin sergilendiği ve teması “şehir hayali, hayali şehir olan” bu serginin katılımcılarından biri de Bağdat işgalini anlatan fotoğrafları ile Fransız haber fotoğrafçısı Alexandra Boulat idi. Yaklaşık üç aya yakın bir sure Ahmet H. Yıldırım Şehir hatları Vapurunda, sayıları yaklaşık yüzbini aşan bir yolcu topluluğu serginin “doğal” izliyicisi oldu ve bu fotoğrafçılarındünyanın ahvaline ilşkin düştükleri kayıtları izledi. Bu sure zarfında; sergiden iki farklı zamanda, iki fotoğraf çalındı, fotoğrafların ikiside alexandra’ya aitti. Kısa bir şaşkınlığın ardından, serginin yediemini olarak; fotoğrafların “çalınması” olayına içten içe sevindiğimi itiraf etmeliyim. Sanki birileri Bağdat’ın işgalini unutmamak için, onu adeta zihnine nakşetmek istiyordu!

Fransız haber fotoğrafçısı Alexandra Boulat’ı dikkatli TV haberleri izliyicileri, 2003 yılında Bağdat’ın Amerikan ve müttefik güçlerince işgali sırasında; Dünya TV’larında defalarca gösterilen dev Saddam heykelinin yıkılışı görüntülerinden hatırlayacaktır. Burada ABD’li askerlerin ve Irak’lı şakşakçıların arasından sıyrılarak; olayı fotoğraflamaya çalışan kadın foto muhabiri Alexandra Boulat idi. Tüm Dünya onu tarihin birinci elden yazıldığı yerde olanlara dair kayıt düşerken izledi. Gerçi geçtiğimiz 18 yıl zarfında, dünyadaki sayılı kadın savaş muhabirlerinden biri olan Alexandra’nın çarpıcı, ,içten ve kalıcı kareleri; uluslararası yayınları özellikle National Geographiz, Time, Newsweek, Paris-Match’ı izleyenlerin hafızasında çoktan yeretmişti bile.

“Elinin hamuru ile cepheden, cepheye koşturan” Alexandra Boulat’ın nasıl bir yaşam öyküsü vardı? Annesi Cosmos fotoğraf ajansının sahibi Annie Boulat, babası ise ünlü Life dergisinin foto muhabiri olan Pierre Boulat idi. Yani sektörün göbeğinde doğduğu söylenebilir. 1989’da Gökşin Sipahioğlu’nun sahibi olduğu SİPA Press’te çalışmaya başladı. Ve takip eden on yıl içinde fotoğrafçının röportajları, bu ajans tarafından uluslararası medyaya dağıtıldı. Alexandra, meslek yaşamı boyunca çalışmak için; çoğunlukla şiddet dolu ve hukukun hiçe sayıldığı atmosferleri tercih etti. 1991’den 1999’a kadar eski Yugoslavya topraklarının Bosna, Kosova ve Hırvatistan bölgelerinde, Taliban’ın düşüşü sırasında Afganistan’da, 90’lı yıllardan beri ambargo altında yaşayan Irak’ta ve işgal sırasında Bağdat’ta etnik soykırım sırasında Ruanda’ da çatışmaların hiç bitmediği Filistin’de çalıştı. Her gittiği cephede mülteciler gibi her savaşın masum kurbanlarını öncelikle konu edinen “Eğer savaşın vahşetini içince silah olmayan bir kare ile göstere biliyorsan, fotoğraf budur!” deyişi ile ünlenen Alexandra Boulat, çoğunlukla silahları asker yada milislerin yerine savaş rüzgarlarında savrulan kadın ve çocukları konu edinen fotoğrafları ile diğer meslektaşlarından farklı bir foto muhabiri portresi çizdi. 2001 yılında, çoğunlukla savaş ve çatışmalarda foto muhabiri olarak çalışan fotoğrafçıların katılımıyla kurulan; VII haber ajansının kurucu üyesi oldu. Koalisyon güçlerinin işgalinin beklendiği Bağdat’ta aylarca gelişmeleri belgelemek için kaldı. Onu sınırdışı etmek isteyen Iraklı yetkilileri, hazırladığı bir kitap için çaşışmalar yaptığını söyleyerek ikna etti. Körfez savaşı öncesi ve esnasında aldığı notlar ile çektiği fotoğraflar, 2003 yılında National Geographic Magazine’nin iki ayrı sayısında günlükler şeklinde yayınlandı. Belleklere kazındı.

Alexandra savaş konusu dışında ilginç fotoğrafik denemelere de imza attı. Babası Pierre’in 1960’larda ortalığı kasıp kavuran genç bir moda tasarımcısı iken fotoğrafladığı Y ves St. Laurat’ i, son defilesi çerçevesince; ünlü modacının bu özel anlarını içeren bir porter serisi ile emekliliğe uğurladı. Akıllarda kalan diğer ilginç bir fotoğrafik porter denemeside, Filistin lideri Yaser Arafat’ın aile yaşamını anlatan foto-röpörtajıdır. Çeşitli cephelerde haber fotoğrafı çelışmelerını sürdürdüğü yıllarda; aş zamanlı olarak farklı bir kulvarın “belgesel ve haber” dergisi olan National Geographic Magazine için Endonezya ve Arnavutluk’u anlatan ülke hikayeleri yanı sıra Fas’ta berberiler konusunu fotoğrafladı.

Alexandra Boulat, son iki yıldır Filistin’de Ramallah kentinde yaşıyor ve Gazze şeridinde Hamas üzerine; uzun surely fotoğrafik bir hikaye çalışıyordu. Haziran ayının sonunda bir beyin kanaması geçirerek koma’ya giren Alexandra once Tel Aviv’de ameliyat edildi ve ardından Paris’e nakledildi. Geçen hafta üç ayı aşkın suregelen koma halinin ardından onu kaybettik.

Alexandra’nın komaya girdiği haberi bana ulaştığında, netameli bir hastalıkla uğraştığım dönemdi. Bu haber ile hayata dair duygularım daha da karıştı. Ve ardından bir yolculuğun hayalini kurdum: o güne değin hep sanal alemde karşılaştığımız Alexandra’nın yanına gidebilsem ve vapor sergisinde olanı biteni; izleyicileri, çalınan fotoğraflarının hikayesini anlatsam”uyuyan prenses” acaba uyanırmıydı? Kısmet değilmiş, gidemedim. Ama adım gibi eminim, fotoğraflarının bu tür paylaşımını duymak onu çok mutlu ederdi.

Değerli meslektaşımız Alexandra Boulat, 45 yıllık yaşamı boyunca dünyayı cehenneme çevirmeye çalışanların, yalanlarına karşı üretimi ile karşı durmaya çalıştı. Yaşamı pahasına olsa bile…

Mekanı cennet olsun!

Yazı: Haluk Çobanoğlu