Fotogram.org - Fotoğraf Adına Ne Varsa

E-posta Yazdır PDF
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 0
ZayıfMükemmel 

MATHEW BRADY

AddThis Social Bookmark Button

“Gitmeye Mecburum Ayak Perim Git Dedi Bende Gittim” diyen bir fotoğrafçı. Mücevher kutusu imalatı ile başlayan hayattan fotoğrafa uzanan bir yaşam.
İrlandalı göçmen bir ailenin çocuğu olan Mathew BRADY’ in doğum yılı 1823 ya da 1824 olarak tahmin edilmekte. 16 yaşında New York'a geldi.

Bir mağazada mücevher kutusu imalatı ile geçimini sağlamaya çalışıyordu. İşinden artakalan zamanlarında fotoğrafçılıkla ilgili dersler alırken Samuel F. B. Morse ve Samuel P. Avery ile tanıştı. Onlardan "daguerreotype" tekniğini öğrendi. Kendisine verilen "Tanrı vergisi" bu yeteneğin keşfedilmesi uzun sürmedi. 1844 yılında New York'ta kendi fotoğraf stüdyosunu açtı.

Brady, kısa süre içerisinde -özellikle portre fotoğrafçılığında- ABD'de ün saldı. 1856 yılında "Ulusal liderlerin" ve önde gelen yabancı isimlerin portrelerini çekmek için Washington D.C'deki stüdyosunu açtı. Bunu yaparken bir diğer amacı ülke tarihinin önemli şahsiyetlerinin fotoğraflarını çekerek sonraki kuşaklara görsel belgeler sunmaktı.


Disiplinli çalışması ve tamamlayıcı yeteneği sayesinde ün yapmıştı. Diğer ünlüler bile onun stüdyosunda toplanıyordu. Stüdyosuna gelenler arasında Abraham Lincoln gibi tanınmış kişiler de yer alıyordu.
"Fotoğraf makinası tarihin gözüdür" diyen Brady, Portre fotoğrafçılığının zirvesinde iken dikkatini "İç Savaş"a çevirdi. Savaşın tüm cephe ve birliklerini kapsayan büyük ölçekte bir belgesel hazırlamayı amaçlıyordu ve bu amacı doğrultusunda fotoğrafçılardan oluşan bir ekip kurma hazırlığına girişti. Arkadaşları, savaş alanlarının tehlikeleri ve projenin finansal risklerinden bahsederek O'nun cesaretini kırmaya çalıştılarsa da bu konuyu kafasına koymuştu. Sonraları o günleri şu cümlelesiyle açıklamıştı: " Gitmeye mecburdum. 'Ayak perim' git dedi ben de gittim !"

Avrupalı fotografçılar şehirlerinin görüntülerini kaydederken, Amerika'lılar da tarihlerindeki en kötü karmaşayı, iç savaşı kaydediyorlardı. Bu görüntülerle ilgilenen fotografçıların hiçbirinin adından söz edilmezken bir öğretmenin yaratıcı yeteneğini ve bir işadamının iç güdüsünü, bir sanatçının seçici gözleriyle birleştiren hırslı ve aynı zamanda seçkinci bir kişi olan Brady, adından savaşla bağlantılı olarak söz ettirdi.

İç savaş 1861 yılında başlamıştı. Brady Washington'daki fotoğrafçılarını savaş başlar başlamaz askeri liderlerin portrelerini çekmeleri için yönlendirdi. Sonraları yakın çalışma arkadaşı Alexander Gardner ile savaşın tüm aşamalarını fotoğrafladı. Brady'nin savaş alanında 15 fotografçıdan oluşan bir grubu vardı. Fotografçılar negatifleri geliştirmek için düzenledikleri kamyonvari araçlar kullanıyorlardı. Bıkmadan usanmadan çalışarak, yakılmış ıssız tarlalardan, dramatik manzaralara kadar, tarihi anlatan her şeyi dökümanlar halinde topladılar.

Savaş alanında çok sayıda fotoğrafçı vardı ve bunların amacı; belgeselcilikten öte askerlerin evlerine gönderecekleri hatıra fotoğraflarını çekerek kazanç elde etmekti. Çektiği fotoğraflar savaşın dehşetini tam olarak yansıtmamakla birlikte Brady'nin çektiği fotoğraflar yine de diğerlerine göre farklı idi. Savaşın olduğu alanlar, esirler, askeri malzemeler, hastahaneler (Her ne kadar 'fotoğraf düzeni' aldırılmış olunsalar da !) Mathew Brady ve ekibinin fotoğraflarının konusu oluyordu. Gerçi Brady de çektiği fotoğraflardan kazanç elde ediyordu ama O'nun yaptığı "hatıra fotoğrafçılığı"nın dışındaydı. Cepheden çektiği enstantaneleri ve savaşın "ünlü" simalarının fotoğraflarını ağırlıklı olarak "E. & H. T. Anthony Company"e gönderiyor, onlar da aralarında "Incidents of the War," ve "Brady's Album Gallery" gibi fotoğraf albümlerinin de olduğu bu çalışmaları satıyorlardı. Ancak elde edilen gelir masrafları karşılamak için yeterli olmuyordu.

Brady savaş sonrası bir süre kendisini toparlayamadı. Amerikan halkı sona eren bir savaşın kanlı görüntülerini görmek bile istemiyordu ! "Finansal risk" üzerine oynadığı kumarı kaybetmişti. Arşivi zamanın şartlarına göre önemli bir miktar olan 25.000 Dolar'a Birleşik Devletler'e satıldığı 1875 yılına kadar bir köşede "atıl" olarak durdu. Elde ettiği bu geliri de kapısına dayanan alacaklılarına verince beş parasız kalıverdi.
Sonunda kör olmasına rağmen biri New York diğeri Washington'da olan galerilerinde çalışan personeli idare etmeye devam etti. 1895 yılında atlı arabadan düşmesi sonucu bacağı kırıldı. Bir yıl sonra ise New York'ta yaşama gözlerini yumdu. Mezarı Washington'da olan Brady'nin bıraktığı tek miras, fotografçılarına empoze ettiği seçkincilik değildi, Brady aynı zamanda onların da kendi şöhretlerini kazanmasına yardımcı olmuştu.

  • YAZI: Ahmet TOKYAY

Yorum ekle


Güvenlik kodu


Yenile